Plazanın giriş kartını okuturken resepsiyondaki kıza gülümsedi. Kız kafasını gömdüğü bilgisayardan kaldırmadı. “Günaydın,” dedi. Cevap gelmedi. Geç kalmıştı. Asansör gelene kadar parmaklarıyla duvarda ritim tuttu. Dördüncü katın kapısı açıldığında hızlı adımlarla içeri girdi. Müdürünü masasında gördü. Hararetle ekrana bakarak bir şeyler konuşuyordu. Ahmet’i görünce sertçe baktı. Ahmet kafa hareketiyle özür diledi ve sandalyesine oturdu. Karşı masasındaki kız aradaki bariyerden kafasını uzatıp gülümseyerek “Günaydın,” dedi. Ahmet, “Günaydın,” diye mırıldandı. Kız yeni aldığı termosu gösterdi. “İnanılmaz bir şey bu, yirmi saat sıcak tutabiliyor,” dedi. Ahmet gülümsedi. “Kim yirmi saat boyunca aynı şeyi içer ki?” diye düşündü. Yeterli karşılığı alamayınca kız bilgisayarına gömüldü. Ahmet de bilgisayarını açtı. Okunmamış yetmiş iki e-postası vardı. Klavye seslerine kendini bıraktı.
Öğle arası olduğunu geç fark etti. Hızlıca toparlanıp yemekhane katına indi. Tabldotunu doldurup oturacak bir yer aradı. Ekibindekiler orta masada toplanmış, bir yandan yemek yerken bir yandan da hararetle bir şeyler tartışıyordu. Merak edip yanlarına gitti. Hepsiyle yıllardır yan yana çalışmıştı fakat birkaç kişinin adını hatırlamıyordu. Tabldotunu masaya koydu. Kimse fark etmedi. Ortada çok ateşli bir tartışma dönse de Ahmet ne konuşulduğunu bir türlü anlamıyordu. En sonunda dayanamayıp ne konuştuklarını sordu.
“Abi, şu son etek olayını konuşuyoruz,” dedi adını hatırlayamadığı sakallı adam. Etek onun zihninde hiçbir şey canlandırmamıştı. “Etek olayı nedir?” diye sordu. Kulağına başka masalardan da etek, adam ve yakışıklı sözleri geldi.
“Ohoo, duymadın mı Ahmet?”
“Yok, duymadım. Duymam mı gerekiyordu?”
“Nasıl duymazsın abi, dün gece ödül alan dizi var ya, onun başrol oyuncusu sahneye etekle çıkmış. Kadınların başrollerdeki eksikliğini protesto etmiş.”
Aralarından biri sesini duyurmak istercesine söze girdi. “Onun protesto ettiği falan yok. Sadece biraz daha konuşulmak istedi, hepsi bu kadar,” dedi ve tekrar yemeğine gömüldü. Adını bildiği bir kadın, “Ben ilk dizisinden beri takip ediyorum. Ne kadar beyefendi biri olduğunu bilseniz böyle konuşmazdınız,” dedi. Sakallı adam Ahmet’e döndü. “Sen ne düşünüyorsun?” diye sordu. Ahmet hiçbir şey düşünmüyordu çünkü dizi, adam ve etek hakkında hiçbir fikri yoktu. “Bence iyi yapmış,” dedi ve parça parça ettiği ekmekleri çorbasına döktü. Ekibindeki bir kız söze girdi. “Ya onu bunu bırakın da, sunucunun kıyafetini gördünüz mü? Enfes,” dedi. Masadaki kızlar kendi aralarında kadının kıyafeti ve dekoltesi hakkında alevli bir tartışmaya giriştiler. Erkekler, dekolte konusu açıldığında bir iki laf atsa da kadınların buruşmuş suratları ile karşılaşıp sustular. Adını hatırlamadığı sakallı adam “Kış gelmeden bir tatil daha yapmak lazım,” derken bronzlaşmış boynunu gösterdi. Ahmet, “Bundan sonra kayağa gidilir en fazla,” dese de lafı havada kaldı.
“Güneye gitmek lazım abi, ben önümüzdeki hafta Fas’a gitmeyi düşünüyorum. En güzel zamanıymış.”
Ahmet masasına döndüğünde, müdüründen gelmiş bir e-posta gördü. Sabah geç kalmasıyla ilgili olduğunu düşünüp hızlıca açtı. “Sevgili arkadaşlar,” diyordu. Rahatladı. “Dün gecenin etek olayından sonra, bu şirkette kadın yöneticilerin erkek yöneticilerden fazla olduğunu hatırlatarak söze başlamak isterim,” yazmıştı. Ahmet sesini kontrol edemediği bir kahkaha attı. Birkaç kişinin dönüp bakmasını umursamadan okumaya devam etti.
“Bugün geç gelen arkadaşlarımız olsa da uzun zamandır biriken doğum günü kutlamaları için bir etkinlik düzenleyeceğiz. İş çıkışı hepinizi aşağıdaki adrese bekliyorum. Lütfen gelip gelemeyeceğinizi bu e-postayı yanıtlayarak cevaplayın.”
Bir süre düşündü. Kesinlikle gitmek istemiyordu. Eğer giderse, sarhoş olmak isteyeceği kadar sıkıcı ama sarhoş olamayacağı kadar da ciddi bir gece geçirecekti. Muhtemelen herkes orada olacaktı. Gitmezse müdür laf söyler mi diye düşündü. Belki birkaç saatliğine katlanabilirdi. E-postayı kenara bıraktı ve işlerine döndü. Akşama doğru bir tane daha geldi. Sessiz kalan arkadaşlardan cevap bekliyordu. Rezervasyon yapılacaktı. Ahmet, kendini iyi hissetmediğini belirten bir e-posta yazdı. Bu bahanenin, geç gelmesinin de üstünü örteceğini düşündü. Klavye sesleri azalmıştı. İnsanlar bilgisayarlarını çantalarına koyuyor, asansördeki sıra her saniye artıyordu. Bilgisayarını kapattı ve çantasına koydu. Ayağa kalktı. Yüzünü ofise dönüp el salladı ve bir cevap beklemeden asansör sırasına karıştı.
Sabah tam vaktinde ofise gelmişti. Bir süre ara vermeden çalıştı. “Bugün verimli bir gün oluyor,” diye düşündü. Birinin omzuna dokunduğunu fark etti. Müdürü, ifadesiz bir yüzle, “Gel, biraz konuşalım,” dedikten sonra toplantı odasına doğru yürüdü. Ahmet peşinden gitti. Kapıyı kapatıp adamın karşısına oturdu.
“Ahmet, dün rahatsızlandığını yazmışsın. Daha iyi misin?”
“Evet, evet iyiyim. Teşekkür ederim sorduğunuz için. Küçük bir rahatsızlık işte.”
Müdür, koltuğunda bir sağa bir sola dönüyordu. “Şimdi şöyle Ahmet. İşinde iyisin. Yaratıcı işler çıkarıyorsun. Yalnız bir sorun var. İnsanlar senden bazı konularda şikâyetçi.”
“Şikâyetçi mi? Ne oldu ki?”
“Sadece insanlar değil, itiraf etmek gerekirse bu durumdan ben de rahatsızım Ahmetçiğim. Herkesten uzak duruyorsun. Ekip buluşmalarına gelmiyorsun. Kimseyle konuşmuyorsun. Bu böyle olmaz. Biz sadece işte gördüğün insanlar değiliz. Arkadaşız da. Öyle değil mi?”
Ahmet bu soruya okkalı bir küfür savurmamak için kendini tuttu. “Evet, tabii ki,” diyebildi.
“Eğer ‘Ben sadece işime bakarım’ dersen anlarım fakat burası öyle bir yer değil. Bu tarz etkinlikler iş hayatının önemli bir parçası. Eğer böyle düşünmüyorsan, bunların olmadığı yerlerde belki daha mutlu olursun. Buradaysan da ayak uydursan iyi edersin Ahmetçiğim.”
Konuşmanın başından beri yolduğu parmak uçlarının sızısını hissetti. Bu zamana kadar oyduğu deriden daha derine, canlı dokuya kadar koparmıştı. Söyleyecek bir şey bulamıyordu. Kendini savunması tamamen yersiz kalacaktı. Müdür, Ahmet’e yanaştı.
“Bir sonraki etkinliğe bekliyorum. Tamam mı?” dedi ve göz kırparak koluna vurdu.
Ahmet ayağa kalktı. Cam kapıyı açıp dışarı çıkacaktı ki müdür Ahmet’e seslendi.
“Bu arada, her şey yolunda değil mi?”
Ahmet, bir anlığına “Yapamıyorum,” demek istedi. Bunu söylerse kendini tutamayıp ağlayacağına emindi. “Üç kredi kartımın limiti dolmuş, maaşım krediye ve kiraya gidiyor. Yalnızım, kimseyle anlaşamıyorum ve iki gündür beynime bir şeyler yerleştirmek isteyen bir adamı düşünüyorum,” demek yerine “Yolunda, efendim, merak etmeyin,” diyebildi. Müdür o anda telefonda konuşuyordu ve Ahmet’e dudaklarını oynatarak cevap verdi.
“Çıkarken kapıyı da kapatsana.”
4. Bölüm 3 Ocak 2026 Tarihinde…