Cumartesi günü akşamı, banyonun aynasında çıplak vücudunu izliyordu. “Biraz kilo almışım,” diye düşündü ve göbeğini sertçe sıktı. Banyodan çıkıp yatak odasına yöneldi. Telefonunu alıp, akşam buluşacağı kızla tanıştığı flört uygulamasına baktı. Yeni bir hareketlilik yoktu. Kızla mesajlarını tekrar okudu. Giysi dolabını açıp uzunca inceledi. Sadece randevularda giydiği gömleklerden birini çıkardı. Altına keten bir pantolon, üstüne de deri ceketini giyip dışarı çıktı. Hava bir önceki haftaya göre fark edilir derecede soğumuştu. Yoldan bir taksi çevirdi ve buluşacakları barın adresini verdi. Öğlene doğru kararmaya başlayan bulutlar, şehrin üstüne ilk damlalarını düşürmeye başlamıştı. Radyoda pazar günü için fırtına uyarısı yapılıyordu. Trafik kilitlenmişti. Ahmet kıza gecikeceğini belirten bir mesaj yazdı. Kız bara gelmişti ve bekliyordu. Dikiz aynasından taksicinin gözlerine baktı. “Biraz daha hızlı gidebilir miyiz?” diye sordu. Taksici başını çevirip Ahmet’e baktı. Bir süre bakıştılar. Bundan sonra ikisi de ağzını açmadı. Ana caddeye çıkınca trafik rahatlamıştı. On beş dakika geç kalmıştı ve bu ilk buluşma için kötü bir süreydi. Taksi barın önünde durmasına rağmen, araba ile kapı arasındaki o birkaç metrede özenle yaptığı saçları ıslanmış ve kabartmak için sıktığı sprey işlevini yitirmişti.
İçerisi yoğun bir rutubet ve dökülmüş biraların yarattığı keskin bir ekşilik kokuyordu. Yer vıcık vıcık olmuştu. Oldukça küçük bir bardı. Caddeye açılan kapısından girince üç basamak aşağı inmek gerekiyordu. Bodrum katı değildi, zemin kat da değildi. İkisinin arasında sıkışmış bir ara kattaydı. Kaldırıma atılmış, bu havada hiç kimsenin oturmadığı masalar sayılmazsa on tane masası vardı. Ahmet kapıyı açıp merdivenleri indi. Masalara göz gezdirdi. Loş ışıklar ve duvardaki neon kokteyl resmi görüşünü kısıtlıyordu. Masalardan birinde onu gördü. Fotoğraflarda daha güzel olduğunu düşündü. Giydiği siyah kıyafet hoşuna gitmişti. Kadının içkisi yarılanmıştı. Masaya koyduğu telefondan bir şeylere bakıyordu. Yanına yaklaştığında kafasını kaldırdı. “Ay, sonunda…” dedi ve ayağa kalktı. Ahmet, “Çok beklettim mi?” diye sorarken yüzünü masum olduğunu düşündüğü bir hale soktu. Kız, “Geldin ya, neyse artık…” dedi ve Ahmet’i baştan aşağı süzdü. Ahmet’in kasıklarına hafif bir sıcaklık yayıldı. Kızın karşısına oturdu. Masadaki bardağı gösterip barmene aynısından istediğini söyledi. Kız ona bakıp gülümsüyordu. Şüphesiz ki beğenmişti. Sohbet de tutarsa bu gecenin yatakta biteceğini düşündü. Konuşmayı bir şekilde başlatmalıydı fakat aklına hiçbir şey gelmiyordu. Sanki kilitlenmişti. Evine gelen adamı düşündü fakat bu düşüncesine hızlıca uzaklara gönderdi. Sessizliği bölen barmen oldu. “Bir fıçı bira,” diyerek bardağı Ahmet’in önüne koydu. Birasından büyük bir yudum aldı.
“Şu geçen ödül alan adam var ya, o hareket neydi öyle…”
“Hangi ödül töreni ya?”
“Şu geçen gün olan canım. Adam etekle çıktı ya hani. Onu diyorum. Bence kadınları savunmak için çok iyi bir hareket.”
Kızın meraklı bakışları yerini kızgın gözlere bıraktı. “O adam mı? Dün akşam herifin taciz görüntüleri çıktı, görmedin mi?” dedi ve birasından bir yudum aldı. Ahmet, “Yok canım, aklıma gelmişken söyleyeyim dedim. Bilmiyordum,” dedi. Yetersiz bir tepki olduğunu düşünüp “Şerefsize bak…” diye ekledi. Konu bu son cümle ile kapandı ve yerini eskisinden daha ağır bir sessizlik aldı. Kasıklarını ısıtan kan artık yüzünü kızartıyordu. Kalan birasını tek içişte bitirdi. Kızın da içkisi bitmişti. Barmeni çağırdı. “Sizin şu meşhur kokteylinizden alabilir miyim?” diye sordu. Ahmet konuşacak bir konu bulduğunu düşündü.
“Buraya sık sık geliyorsun herhalde.”
Kız etrafına bakıp güldü. “Yok canım, kokteyllerinin meşhur olduğunu duydum.”
Ahmet “Gülüşü çok güzel,” diye düşündü. Etrafına baktı. Kokteyl sattığına bile inanılmayacak kadar izbe bir yerdi. “Meşhur olmayı bırak, kokteyl olmasına bile şaşırdım,” dedi.
Kız öne doğru eğildi. Gözlerini çok önemli bir şey söyleyecek gibi Ahmet’e dikti ve “Bu mekânın özelliği bu canım. Mahalle barının samimiyetiyle, gastronomik kaliteyi birleştiriyor.” dedi. Barmen kokteylini getirdi. Kız bir yudum aldı. “Gerçekten mükemmel,” diyerek denemesi için Ahmet’e uzattı. Ahmet bir yudum aldı. Sıradan bir kokteyl olduğunu düşündü fakat “Dediğin kadar varmış. Gastronomik kalite,” demeyi tercih etti. Kız arkasına yaslandı. “Sen nerelerde takılırsın?” diye sordu. Ahmet düşündü. “Benim belli bir yerim yok ya. Neresi olursa,” dedi. Kız “Anlıyorum…” dercesine kafasını salladı. Bir süre sessizce beklediler. Ahmet cebinden sigara paketini çıkarıp kıza uzattı. “Ben elektronik içiyorum canım,” dedi ve siyah pullu küçük çantasını açıp pembe bir kutu çıkardı. İkisi de bir nefes çekti. Ortama tütün ve çilek kokusu yayıldı. Kız telefonunu eline aldı. “Gel bir fotoğraf çekilelim,” dedi. Ahmet masaya doğru eğildi ve gülümsedi, kız telefonu değişik açılarla oynatıp dudaklarını büzdü. Kameranın flaşının sönmesiyle sohbet de derin bir karanlığa gömüldü.
Ahmet dışarı çıktığında yağmur dinmişti. Yürümeye karar verdi. Altı bira ve bir kokteylin nasıl bu kadar pahalı olabildiğini düşündü. Beş birayı kendisi içmişti. Kalbindeki ağırlık, midesinin ekşiliğini eziyordu. Kızın kokteyli bitince “Benim acil bir işim çıktı, gerçekten kusura bakma,” diyerek alelacele çıktığını hatırladı. Onunla beraber çıkmak yerine neden üç bira daha içtiğini düşündü. Kızın sesi kulaklarında yankılandı. Dışarı çıkıp serin havayı soluduğunda rahatladığını hayal etti. Bir daha görüşmeyeceklerini çok iyi biliyordu. İkisi de sarılırken bunu ima edecek hiçbir şey söylememişti. “Belki de satıcı adam haklıydı,” diye düşündü.
V. Bölüm 4 Ocak 2026 tarihinde…