Zonklayan şakakları uyanması için yalvarıyordu. Uyandı. Ağzı tuzlu bir çamurla kaplanmıştı. Salonun ağır havası, her nefeste bu balçığa bir katman daha ekliyordu. Çapaklarla dolu gözlerinin ağırlığı, onu henüz kapanmamış uyku âlemine geri soktu. Uyku ile uyanıklık arasında bir beden gördü. Perdelerin arasından sızan loş ışığın aydınlattığı salonda, yanı başında yatıyordu. Dün gece buluştuğu kadının bedeni. Gülümseyerek belinin kıvrımına elini attı. İstediği yumuşak, pürüzsüz bir tendi. Koltuğun pütürlü kumaşından başka bir şey hissedemedi. Algılarının ihaneti, ona gözlerini açtırdı.
Derin bir nefes aldı ve iki büklüm olduğu koltukta doğruldu. Kaslarının sertliği, yatak yerine ikili koltuğa yattığı için ona küfrediyordu. Hafızasını yokladı, eve nasıl geldiğini bulamadı. El yordamıyla orta sehpadaki sigara paketini aradı. İki dal sigara, paketin içinde tıkırdıyordu. Yedeği yoktu. O anda sigarayı bırakmaya karar verdi fakat bu düşünceden hızlıca vazgeçti. Sigarasını yakıp derin bir nefes çekti ve duman, ağzındaki tuzlu çamura yapışıp midesini ayağa kaldırdı. Boğazından yukarı çıkan, alkol ve safrayla terbiye edilmiş sıvı ağzına dolmaya başladı. Hızlıca sigarasını dolmuş küllüğe sapladı ve tuvalete gidip kustu. Her dalgada vücudu kasılıyordu. Aynada kendisine baktı. Islak gözleri çapaklarını dağıtmıştı. İki haftadır düzeltmediği sakallarının arasına takılmış domates kabuğu, dün gece hamburger yediğini hatırlattı. Yalnız başına yemişti. Kadınla yedikleri pahalı yemekler kanalizasyona çoktan karışmıştı.
Midesi boşalınca bir süre yığıldığı lavaboda soluklandı. Elini yüzünü yıkadı ve salona geri döndü. Küllükte duran sigarasını yakıp perdeleri açtı. Açılan camla sabah soğuğu içeri girdi. Karşı apartmanın camlarından yansıyan güneş ışığı odaya doldu. Bir süre sökülmüş kaldırım taşlarının üzerinden yürümeye çalışan insanları izledi. Başı hâlâ ağrıyordu. Mutfak dolabının ecza bölümü yapılmış rafından ağrı kesiciyi buldu. Büyük bir bardak suyla mideye indirdi. O anda kapı çaldı. Beklediği biri yoktu. Merakla kapıya yöneldi ve otomatiğin kırmızıyla beyaz tuşuna aynı anda bastı. Asansörün hareket ettiğini işitti. Tak diye durdu ve kapı açıldı. İçinden takım elbiseli bir adam çıktı. Sinekkaydı yanakları, apartmanın loş floresan ışığında bile parlıyordu.
“Ahmet Melikoğlu siz misiniz?”
Ahmet, “Benim ama siz kimsiniz?” dedi. Üstüne başına baktı. Ayak parmakları çocukluktan kalma bir refleks ile büzüldü.
“LPS Teknoloji. Yaptığınız ürün test başvurunuz için buradayım.”
“Ne başvurusu ya?” dedi ve zihnindeki boşluğu doldurmak için, hafızasının bölük pörçük kısımlarını taramaya başladı. Adam elinde tuttuğu, katlanmış kâğıdı açtı ve satır aralarını inceledi.
“Dün gece, saat tam iki otuz ikide internet üzerinden bir başvuru yapmışsınız Ahmet Bey.”
Adam kâğıdı Ahmet’e uzattı. Adını ve adresini o kadar yanlış yazmıştı ki, adamın evi bulmasına şaşırdı. “Ajnet Nejikoğlu” yazmıştı.
“Yapmışımdır, fakat şu anda ilgilenmiyorum. Teşekkür ederim,” dedi ve kapıyı kapatmak için bir hamle yaptı. Takım elbiseli adam, yavaşça kapanan kapının ardından, “Yalnız Ahmet Bey, ürünü denemezseniz, para ödülünü de alamayacaksınız,” diye bağırdı. Kapının kapanışı durdu. Taklalar attırdığı kredi kartlarını hatırladı. “En fazla ne olabilir ki?” diye düşündü. Ayrıca canı deli gibi börek istiyordu.
“Parayı hemen alabiliyor muyum?”
“Tabii ki Ahmet Bey. Nakit olarak, zarf ile teslim ediyoruz.”
Bir şey söylemeden kapıyı açtı. Adam, ayakkabısını çıkartırken, Ahmet de mutfağa yöneldi. “Kahve yapacaktım, ister misin?” diye sordu. Adam, “Bugün çok içtim ama sizi kırmayayım,” diye cevap verdi. Mutfak dolabını açıp, granül kahvenin olduğu kavanozu çıkardı. Kupalardan en eskisini seçti ve adamın tercihini sormadan ona sade bir kahve yaptı. Salona geri döndüğünde misafirini ayakta, etrafı dikkatle incelerken buldu. “Neye bakıyorsun?” diye sordu.
“Evinize Ahmet Bey. Güzel bir eviniz var. Ruhu olduğu kesin,” dedi ve duvardaki çaprazlama asılmış bagetleri gösterdi. “Bateri mi çalıyorsunuz?” diye sordu. Ahmet, “Eskiden çalardım, artık çalmıyorum,” diye yanıt verdi. Babasına yirmi yıl önce yalvar yakar aldırdığı baterisinin, aile evindeki odasında tozlandığını düşündü. Adam masanın yanındaki plaklarla dolu kitaplığa yöneldi. “Ya bu pikap, babamda da vardı. Çok pahalı. Kaliteli,” dedi. Ahmet pikabı almak için kredi çektiğini hatırladı. Soruya cevap vermedi. Eliyle masayı gösterdi. “Buraya oturabilirsin,” dedi ve kupaları karşılıklı yerleştirdi. Bir süre sessizce beklediler. Adam kahvenin her harekette oluşan dalgalarını izledi, Ahmet masanın üzerinde kurumuş bir lekeyi tırnağıyla kazıdı. Sessizliği adam bozdu. Takım elbisesinin iç cebinden dikdörtgen, beyaz bir kutu çıkardı ve masaya koydu.
“Ahmet Bey, bu ürün dünyayı değiştirecek. İnanın bana,” dedi ve eliyle masanın öbür tarafına ittirdi. Ahmet kutuyu eline aldı ve inceledi. Üstünde kabartmalı harflerle “LPS1” dışında hiçbir şey yoktu. “Ne yapıyormuş, bu dünyayı değiştirecek ürününüz?” diye sordu ve kahvesinden bir yudum aldı.
“Sizi yalnızlıktan kurtaracak Ahmet Bey,”
“Şu flört uygulamalarından biri mi? Onların bir işe yaradığı yok. Para tuzağından başka bir şey değiller.”
Takım elbiseli adam gülümsedi. “Hayır Ahmet Bey” dedi. “Size birini vaat etmiyor. Onun yerine sizi insanların kabul edeceği biri yapıyor.”
Ahmet sırtını sandalyeye yasladı. Kollarını göğsünde birleştirdi. Tek kaşı istemsizce kalktı. “Benim, kabul edilmediğimi de nereden çıkardın?” diye sordu. Adam yüzüne alaylı bir gülümseme yerleştirdi.
“Ben çıkarmadım Ahmet Bey, siz başvurdunuz.”
Ahmet karşısındakine baktı. Gözlerindeki parlak gülümseme onu rahatsız etti. Adam konuşmaya devam etti.
“Kutunun içinde bir mühendislik harikası var. Size yaşadığınız yalnızlıkların yaşanmamasını vaat ediyor. En önemlisi de ne biliyor musunuz?”
Ahmet şaşkın bakışlarla, zoraki bir sesle “Ne?” diye sordu.
“Sizi arzulanan birine dönüştürecek.”
Ahmet, kutuyu evirip çevirdi. “Bu küçük kutu bunu nasıl yapabilir ki?” diye sordu. Takım elbiseli adam, “Size bir soru sormama izin verin,” dedi. Ahmet kafasıyla devam etmesini söyledi. Konuşmayı devam ettirmek için sorulara cevap vermekten sıkılmıştı.
“Birileriyle oturduğunuzda, insanların konuştuğu şeylerden uzak hissettiğiniz anlar oluyor mu? Sadece bir dinleyiciye dönüştüğünüz buluşmalar, silinip gittiğiniz anlar?”
Ahmet soruya cevap vermedi. Cevabı, onun yerine sallanmaya başlayan dizleri ve karşısındakinin de fark ettiğini gördüğü küçük ter damlacıkları verdi. Kutuyu yerine bıraktı. Adam masanın üzerinden alıp Ahmet’e gösterdi.
“İşte LPS1 size artık bunu yaşatmayacak. Modayı sizin yerinize takip eden, sosyal medya akımlarını, finalde kupayı hangi takımın kaldırdığını, yeni şarkıları, mekânları, yemekleri… Aklınıza ne gelirse size, tüm bu bahsettiklerimi gönderen bir cihaz Ahmet Bey,” dedi. Kutunun jelatinini açtı ve üstündeki koruma bandını çekti. Kutuyu açıp Ahmet’e çevirdi.
“Sadece küçük bir operasyon ile buna sahip olacaksınız.”
Kutunun içerisinde parlak metalden yapılmış bir şırınga vardı. Şırıngadan çok bir silahı andırıyordu. Üstündeki cam haznede pirinç tanesi büyüklüğünde bir şey duruyordu. Ahmet iğneye baktı. “Bana iğne mi yapacaksınız?” diye sordu. Adam kahkaha attı. “Hayır Ahmet Bey, bunu siz yapacaksınız,” dedi.
“Ben mi yapacağım, nasıl yani? Ayrıca kendime böyle bir şey ne yaparım ne de yaptırırım.”
“Sakin olun Ahmet Bey, sürecin bir parçası sadece,” dedi ve iç cebinden çıkardığı zarfı masanın üzerine koydu.
“Şırınganın içerisinde LPS1 cihazı duruyor. Bunu tamamen acısız, ağrısız ve yan etkisiz bir şekilde vücudunuza enjekte edeceksiniz. Cihaz birkaç gün sonra sinir ağınıza yerleşip bizim sistemlerimizle bağlantı kuracak. Sonra da bahsettiğim her şey size akmaya başlayacak.”
Ahmet kutuyu masaya bıraktı. “Yani beynime çip takacaksınız. Öyle mi?” diye sordu.
“Evet, beyninize yerleşecek fakat çip değil. Yarı organik…”
Ahmet kutuyu adama uzattı. “Ben beynime hiçbir şey yerleştirmem,” dedi ve ayağa kalktı. Gözü masadaki zarfa takıldı. “Ne kadar var bunun içinde?” diye sordu. Adam, “Elli bin,” cevabını verdi. Ahmet, “Üç aylık kira,” diye düşündü.
“Merak etmeyin Ahmet Bey, ürün bir ay içerisinde vücudunuzda tamamen yok oluyor. Test kullanıcılarımız eğer isterse düzenli dozlarla devam edebiliyorlar.”
Ahmet bir adama, bir kutuya bir de zarfa baktı. “İstemiyorum, adımı silebilirsiniz,” dedi ve kapıya yöneldi. Ahşap kapı gıcırdayarak açıldı. Adam derin bir iç çekmeyle sandalyeden kalktı. Kapıya yöneldiğinde cebinden çıkarttığı kartviziti Ahmet’e uzattı.
“Yine de fikrinizi değiştirirseniz bana haber verin Ahmet Bey,” dedi ve ayakkabısını giyip merdivenlerden aşağı indi. Ahmet kapıyı arkasından yavaşça kapattı.
“Yalnızlıkmış… Modaymış…” diye söylendi ve tekli koltuğa kendini bıraktı.
Devamı 1 Ocak 2026 tarihinde.